Kişisel Blog

Kişisel Blog

Mehmet CABAR / İstanbul ve Deniz'e Hasret Blog
Doğduğum zaman beni biraz üşütmüşler galiba,bu yüzden soğuktan nefret ederim. Ama sıcak kanlı birisiyimdir. Kitap, müzik, aşk ve sevgi felsefesi üzerine dünyayı güzelleştirme adına yazılar yazıp sizi tedavi etmek uğraşındayım.(...devamı)

Okuma Güncesi – 1

Vakit nakittir, fırsat fırsattır, boş vakti öldürmek lazım yada bütün lezzetleri tatmak lazım. Kısaca kitap okumak için iyi bir bahanem olduğunu düşünüyorum Nisan’ın sonuna kadar. Bu süreçte okumak istediğim kitapları okuyup en çok okumak istediğim yazarın “ne, kim ve neden öyle yazdığını” anladım. Bilakis okumanın ve sürüklenmenin zevkine vardım istediğim kitaplar ile. Son zamanlarda okuduğum birkaç kitap tek tek yazmak yerine toplu olarak ve bende ne izlenim bıraktığını yazmak istedim.

mahrem-elif-safak Mahrem / Elif Şafak

Genelde kitaplar giriş, gelişme ve sonuç sırasını izler. Ama bazıları da sondan başa doğru ilerler. Mahrem’de sondan başa doğru yazılan bir kitap. Üç farklı ve birbiri ile hiçbir bağı olmayan hikayelerin, ki bazıları aşırı saçma hikayeler, en sonunda anlamlı bir son bularak bitirilmesi üzerine dayalı bir kitap. Kitabı okurken çok sıkılacaksınız. Ben sıkıldım çünkü aşırı betimleme ve gereksiz cümlelere yer verilmiş. Ancak kitabın sonunda kitaba hayran kalmamın nedeni de bu olabilir. Kararsızım açıkçası. Kitaptaki iki karakter, özellikle Be-Ce‘nin Nazar Sözlüğü çalışması ilginizi çekecektir. Bir kişiyi, sözcükler ile tanımlamak ve o sözcüklere hikayeler, tanımlamalar sığdırmak akıl almaz bir girişim olmuş. Ayrıca Be-Ce’nin neden şişman kadın ile beraber olduğunu öğrendiğimde aklıma direk Nazım Hikmet‘in şiir yazmak uğruna yaptığı davranışlar aklıma geldi. Kitap; sosyal yaşantıdaki tezatlıklar üzerine kurulup bir minibüste başlıyor ve anlık bir olaya yer veriyor. 1,2,3 diye hızlıca saymak gibi…

Kitaptaki şu cümleyi sizlere aktarıyorum. Belki de kitabı okuduktan sonra bana küfredeceksiniz ama üzgünüm. Kitabın can alıcı cümleleri bunlardı:

Yüz otuz iki kiloluk gövdemin adımlarına ayak uydurmaya çalışırken seksen santimlik sevgilim, insanlar birbirlerine bizi gösterip bizi seyredeceklerdi. Dudaklarındaki alaycı tebessümleri bastırma gereği duymadan sevişip sevişmediğimizi geçireceklerdi akıllarından. Bir an bile gözlerini ayırmayacaklardı gözlerinin önündeki görüntünün gülünçlüğünden. Şişko ile cücenin seyirlik tezatını belki de günlerce düşürmeyeceklerdi dillerinden.

Araf / Elif Şafak

araf-elif-safakAraf: Arada kalmışlık. Ne istediğini tam bilememe yada iki seçim arasında kalma. Zarpandit, Ömer,Piyu, Abed ve diğerleri. Elif Şafak kitabına cinsellik ile başlıyor ama kitabı cinsellikle alakası yok. Büyük bir yanılma yaşarsınız. Yabancı ülkeye giden biri daima kendi benliğinden birşey kaybeder. Belki de isminden. İsmindeki noktalar gibi. İşte Ömer’de Omer diye anıldığında birşeyleri kaybettiğini düşündü ancak onun noktalarını Zarpandit tamamladı. Zarpandit; Her gece ay doğarken tapınılan hamile bir Asur-Babil tanrıçası, saçında metal bir kaşık ile dolaşan yada west ile rest’in sahibi. Araf’ta her karakter, karakterlerin seçimleri ve kitaba entegre edilen diğer nesneler Araf’ta kalmaya mahkum. Ama Zarpandit en beterini yaşıyor. Açıkça şunu düşünmüyor değilim, acaba İstanbul ne kadar tehlikeli bir şehir yazarlar için?

Kitaptan size iki düşünce aktarayım
- Araplar derki ” bir kız bir çocuğu severse ona kapı deliğinden bile verir.”
- Ya sevmezse. Yine kitapta geçiyor. ” Belki aşk; sevgiliyi kazanmayı değil, kendini onda kaybetmeyi gerektir. Kendini kaybettiğinde ve ego kuleni yıktığında karşılığında sevilmişsin sevilmemişsin ne fark eder.’

Sanırım galip olan, Araf’ta kaldı.

Tutsak / Ş.Nil Demir

Mitolojiye ve yunan tanrılarına ilgi duyan biri için güzel bir eser. Kitabın sizi ele geçirmesi pek sürmüyor zaten. Ölümsüzler içerisinde ölümlü birinin aşkı uğruna yapamayacağı şey olmadığını, sevgili Zeus’un kıskançlıklarını, Ares’in arzulanan fiziği ve vazgeçmeme özelliğini, Apollon’un muhteşem güzelliğini ve Hades’in o kadar da kötü biri olmadığını görebilirsiniz bu kitapta. Olaylar ne kadar gerçek bilmiyorum ama Tanrı ve tanrıçaları kullanarak güzel bir hikaye ortaya çıkmış. Bu kitabın bana ne kattığını soracak olursanız, zilinize basıldığında şansınızın dönebileceğine inanmanız olacaktır.

Ustam ve Ben / Elif Şafak

ustam-ve-ben-elif-safakOsmanlı tarihini bilmezsen ağzım böyle açık kalır işte diyorum kendime. Kitap, Mimar Sinan’ın dönemini zaman kayması yaparak hızlıca aktarıyor. Ayrıca dönemin olayları da yer değiştirmiş durumda kitapta. Anlayacağınız kitabı okuduğunuzda bu nasıl böyleydi demeyin. Birçok kişi gibi Sinan’ın eserlerini nasıl yaptığını ve bu süreçte kendine yardım eden 3 oğlanın(pardon, 3 oğlan mıydı? ) yaşadıklarını anlatıyor. Tarihsel olayları kullanarak yazılmış bir hikaye. Ancak Şafak’ın diğer kitaplarından aldığım tadı almadım. Daha sönük kalmış, itiraf etmeliyim. Yeri gelmişken şunları da kendime sormuyor değilim: Osmanlı dini bütün bir devlet değil miydi? Harem kavramını insanlar neden genelev gibi algılıyor? Padişahlar, Muhteşem Yüzyıl’da ki gibi sürekli sarayda mıydı? Büyük devlet adamları insanlara gerçekten aşağılayıcı şekilde mi davranıyordu? Sorular, sorular, sorular,.. Tarihsel bilgi eksikliği.!

Ayrıca şu Mihrimah camii olayına da değinmek istiyorum. Siz gerçekten Mihrimah Camii‘ni, Mimar Sinan‘ın Mihrimah’a aşık olduğu için mi yaptığını sanıyorsunuz? (Kitap dışı konu) Size tavsiyem kitap içindeki yaşantıları Osmanlı dönemindekiler gibi algılamayın.

 Yabancı / Albert Camus

yabancı-albert-camusBu kitapta hikaye denen birşey yok. Edebi değeri, tat aldığımız nokta dili. Üslup o kadar değişik ki, kurduğu cümleler kitaba esir olmanızı sağlıyor. Açıkçası ilk başlarda puntosundan dolayı sevmeyeceğimi düşünmüştüm ama inanın kitabın puntosu bile dili ile çok uyuşuyor. Adını hala bilmediğim, yazmasını bilmediğim bir adamın başından geçen küçük bir kazayı anlatıyor. Sonu idam olsa da. Hem hayatta yaşadığımız duygusal çöküntüler, bizim fiziksel ihtiyaçlarımızı engellemeye yetebilir mi? Yemek yemeye, eğlenmeye, ilişkiye yada uykuya.. Misal bi cenazenin karşısında sütlü kahve içemez misiniz? Yada annenizin öldüğünün ertesi gününde bir kadınla birlikte olamaz mısınız? Karşınızda sizle konuşmak için can atan bir adam olsa bile uykunuzu nasıl engelleyebilirsiniz? Yada sizi çok seven birinin sizle evlenmesini istemesi üzerine düşünmeden evet diyebilir misiniz onu sevmeseniz bile? Duygusal değil, biyolojik yaşayan bir adamın hikayesi ‘Yabancı‘ !100 sayfayı çevirmeye değer bir kitap.

 

Facebook'ta Paylaş

Baba ve Piç – Arada kalmışlık

Bir Ermeni masalı mı yoksa bir Türk masalı mı bilmiyorum, Armanuş’un yaşadığı. Yada benim okuduğum. Her satırını okudukça bir sonrakini okumak için kendini zorunlu hissettiğim az kitap vardır. The Bastard of Istanbul diye ingilizce yazılan Elif Şafak‘ın nacizene kitabı Baba ve Piç, onlardan sadece biri.

Baba ve piç nar figürüKitap hakkında yorumları okuduğumda, piyasaya çıktığı anda ortalığı karıştırdığını öğrendim. İsmi ile birçok kesimin hedefi haline gelen kitap, cesur bir isme sahipti. İngilizce olarak The Bastard of Istanbul yani İstanbul Piçi olarak ingilizce yazılan kitap, türkçeye çevrilirken Baba ve Piç olarak değiştirilmesinde, toplumun vereceği tepkiyi azaltmak olduğunu düşünüyorum. Zira kitabı babama aldırırken adını duyduğunda yüzüme nasıl baktığını biliyorum. İkinci olarak kitap, Ermeni meselesini ele almaktan ve dobra dille yazıldığı için milliyetçi yada yenilikçi kişileri rahatsız etmiş gibi duruyor. Birçok insanı gıdıklamıştır bu nedenle. Kitabın konusunu anlatmak istemiyorum burada. Okumanızı şiddetle tavsiye edeceğim kitaplardan biri çünkü. Kitabın kilit karakteri hakkındaki ince detayı burada yazarsam, kitabın bir anlamı kalmayacak çünkü.

Kitap bana göre çeşitli durumları ele alıyor. Ermeni meselesini, aile ilişkileri, kadın kadın ilişkisi, kadın erkek ilişkisi, toplum baskısı gibi çeşitli konuları harika bir senkron ile hikayeleştirmiş durumda.  Geçmişte yaşanan tarihi bir olayın günümüzde nasıl devam ettirildiği ve geçmişte yaşanan olaylardan gelecekteki neslin sorumlu tutulması, omuzlarına yükletilmesi gibi tarihsel olayların günümüzdeki anlayışını aktaran kitap, sadece Ermeni kesimini anlattığı için Ermeni’lerin haklı olduğu kanısını ortaya çıkarmış. Bu da milliyetçi kişilerin rahatsız olmasına yol açtığını düşünüyorum.

Aile ilişkisine gelince, evde yaşayan 4 kadının hayatını gözler önüne sermesi, aile yapısının nasıl olduğunu anlatması, Türk toplumundaki bir açıklığı dile getirmiş. Sonra kadın kadın ilişkisinde ve kadın erkek ilişkisinde nelerin eksik olduğu apaçık belirtilmiş. Tüm bu durumlar, Armanuş Çakmakçıyan ve piç sıfatına sahip Asya ikilisi üzerinden aktarılıyor. Kitaba bakıldığında Asya’ya neden piç denildiğini kitabın ortalarına doğru anlıyorsunuz. Keskin bir zekaya sahipseniz, bu olasıdır. Aksi takdirde tüm hikayeyi, bir aşure ikramı ile anlayacaksınız. Bu arada şunu fark ettim de, Elif Şafak neredeyse tüm kitaplarının başındaki giriş alanında sonucu söylüyormuş. Ben geç fark ettim :)

Bir kız, Asya, annesine neden teyze der ki? Annesi neden kendisine teyze demesini ister? Bir insanın giyimi, o kişinin tüm ahlak dışı davranışları yapmasına izin mi verir?  Geçmişten gelen toplumsal kurallar yüzünden neden bir erkek kendine hakim olamayacak şekle gelir? Mustafa neden diğer aile erkekleri gibi 40 yaşında ölür? Bu kader mi gereklilik mi? Kadınlar arasında yaşayan bir erkek, neden yanlış yola sapar? Asya, halen piç mi kalacak? Rose, ihtiyacını artık nasıl giderecek? Asya bu yükü nasıl omuzlarından atacak?

Anlayacağınız Elif Şafak, yine insanları arafta bıraktı? Hem okuyucusunu hem de karakterini. Sizce Elif Şafak neden kitaplarında araf kelimesini mutlaka bir kere geçirir? En azından benim okuduklarımda.. Yada neden kendi hayatındaki bazı şeyleri kitaplarına aktarır? Mesela tarçını sevdiğini kitapta yine belli etmiş.

Şafak’ı okuduğuma, onu tanıdığıma gerçekten memnunum. Yine muhteşem bir kitaptı ve etkisi bende uzun süre sürecek. Mustafa’yı ve Zeliha teyzeyi size çok çok anlatmak istiyorum ama iki kardeşin ve bir de Armanuş’un hikayesini kendiniz okuyun. Kendiniz değerlendirin bu karakterleri.

Size bir soru soracağım. Bunu okuyanlar cevaplayabilir sanırım. Neden Baba ve Piç’in kapağında yarık bir nar simgesi vardır? Yada kendi düşüncemi söyleyeyim. Nar simgesi, doğurganlığı ve dağılacak nesilleri (nar taneleri) ile vajinayı simgeler. Çatlağın tam ortasındaki nar zarı ise hymendir. Kitabın içindeki masalsı hikayeyi ve gerçek hayattaki simgesini anlatan harika bir figür.

Size kitabı okurken önereceğim bir tek şey var. Karakterlerin tanıtıldığı sayfayı çok dikkatli okuyun. Elif Şafak’ın okura yardımcı olduğunu anlayacaksınız :)

Facebook'ta Paylaş

Suya yazılan kitap: Siyah Süt

İnsanlara anlatmak istemediğim, onlardan kıskandığım bazı şeyler oluyor. Siyah Süt kitabı da onlardan sadece biri. Benim için mükemmel kelimesinin birkaç parçasını oluşturuyor. Ama bu kitap hakkında birkaç şey yazmak istiyorum ve size kitabın konusu hakkında anlatacağım bir durum var.

Kitaplar ile haşır neşir olan, artık çerezlik kitaplara yol alan iyi bir okuyucu olan ve her yanıyla modern bir kadın savunucusu olan bir arkadaşımın, Siyah Süt‘ü okumak istediğimi söylediğimde bana verdiği cevap beni çok şaşırtmıştı. Kitap içerisinde kadının özel hali loğusalık dönemi olan bir süreci anlattığını ve bir erkeğin bu kitabı okumaması gerektiğini, kadınların özel durumlarının saklı kalması gerektiği düşüncesindeydi. Bilakis yerinde düşünce ancak bir başka arkadaşımın, Elif Şafak’ın bir röportajında bu kitabı anlatan bir makaleyi bana atması ile okuyup okumama arasında kaldım. Merak denilen bir duyguyu hiçbir zaman yenemedim ve bu sefer de durum değişmedi. Kitabı okumadan önce yaşadığım bu duruma, ki daha karmaşık, nasıl cevap vereceğime yazının sonunda karar vereceğim. Biraz kitaptan bahsedeyim.

Bu kitap unutulmak için yazıldı” diyor Elif Şafak ve kitap için en iyi tespitlerden birisi. Kitaptaki içten sesler korosu ve çoğu kişinin fark edemediği kitap tavsiyeleri dışında akılda kalan birşey yok. Çünkü romanda bir karakter yok. Bir karakterin başından geçen bir olay yok. Sadece düzinelerce yazar, muhteşem kitaplar ve Elif şafak var. Elif Şafak’ı tanımak isteyen kişiler için faydanılanması gereken bir otobiyografik roman. Kitaptan ilk zamanlarda nefret edecekseniz. Çünkü içten sesler korusu bünyesindeki karakterlerden gına gelecek ve bıkacaksınız. Yazarın bir kendi diliyle bir de hayali bir dil ile romana hükmetmesi, otobiyografik roman özelliğinin tam sağlanmadığını gösterecek. Elif şafak, roman içerisinde aslında Türkiye’de ki kadın yazarların azlığına dikkat çekmeye çalışıyor ve Türkiye’de ki kadın yazarların cinselliği dile getiremediklerini ön sıraya taşıyor. Tüm bunların içerisinde kitabın ortalarına doğru anne olmak ile kariyer yapmak arasında bir seçim yapabilmek için çeşitli kadın yazarlardan karşılaştırmalar yapıyor. Bu da zengin yazar kültürünü ortaya çıkarıyor Elif Şafak’ın.

Peki neden bu kitap?

Elif Şafak’ın Baba ve Piç kitabını okuyanlar, aslında Siyah Süt’te neden kariyer, annelik, loğusalık, cinsellik ve Türk yazarlar üzerinde durduğumu iyi anlar. Çünkü kelimeler, sansürlenerek cümleleştirilmiştir. Başta da belirttiğim gibi 2 farklı konu hakkında insanlar bilgilendiriliyor. İlkinde Elif Şafak, anne olmak ile kariyerine devam etmek arasındaki seçim sıkıntılarını ama bu sürece hiçbir şekilde etki edilemeyeceğini açıkça anlatıyor. Ve sonunda loğusa bir kadının neler hissettiğini. Bu durum, üstü kapalı anlatılmış. Çünkü tanımlayamıyor yazar. Çoğu anne, çok rahatlıkla anlayabilir bu yazılanları diye düşünüyorum.

İkinci durum ise; kitap önerileri.Kitap içinde muhteşem yazarlar ve muhteşem kitap önerileri mevcut. Misal beni en çok etkileyen kısım bu idi. Çünkü okuma listeme onlarca kitap ekledim. Biliyorum ki Elif Şafak, bu kitapların hepsini okumuş ve sadece kendi sevdiği kitapları yazdı kitabına. Okurlarına tavsiye verdi diyelim.

Tüyo

Kitap içinde o kadar harika cümleler var ki, her biri mükemmel bir yazının konusu, hayalin ana teması yada saatlerce düşünebileceğiniz zamanın hükümdarı olabilir. Kitabı okurken yanınızdan kalemi ayırmayın.

Erkekler Siyah Süt’ü okumalı mı?

Kitapta kadınların özel durumu anlatılıyor ama apaçık değil. Aynen çocuğu olanların cinsellik yaşadığı düşünülmediği gibi. Kitap severlerin ve Elif Şafak’ı tanımak isteyenlerin muhakkak okuması gereken bir kitap. Bana okuma diyen arkadaşıma gelince de, Siyah Süt bir kadın kitabı değil; insan kitabı!

Facebook'ta Paylaş

Aşk Evindeki Casus – Modern Sevgililer

Ne zaman olduğunu hatırlamadığım bir zaman diliminde Anais Nin‘in ingilizce yazılışı A Spy In The House Of Life olan ve forumlarda, sözlüklerde, dilden dile dolaşan rivayetlerde erotik kitap diye geçen aşk evindeki casus kitabını okumuştum.  Kitabın edebi bir tarafı var mı derseniz, daha çok düşündürücü tarafı var derim.

Anais Nin’i daha önceki konularımdan birinde kaleme almıştım. Ülkemizde ve dünyada şu sıralar popüler olan erotik kitaplar konusunda etrafındakileri aldırmadan düşündüklerini yazan tek kadın. İlgili yazıyı okumak isterseniz, buraya tıklayabilirsiniz.

Anais Nin, günlükleri ile meşhur bir yazar. Kadınların, istediklerini yapabilmelerine olanak sağlayan düşüncelerini anlattı hep kitaplarında. Cinsellik ve romantizm üzerine kurulu bu kitaplarda, asıl anlatılmak istenen; karşı koyamamak!  Anais Nin’in üzerine çok fazla yazılacak konu var ancak ne burası yeri ne de konuyla pek bağlantılı.

Aşk evindeki casus kitabının ana karakteri Sabina. Evli ama mutsuz.. Bu yüzden isteklerini karşılamak için başka erkeklere yöneliyor. Genç erkekleri. Kitap çok iç konulara girse de, yazarın bunları yaparken utandığı apaçık belli oluyor. Ancak Anais Nin, tüm birleşmeleri dikkate alındığında sayılı doyuma(her anlamda) ulaştığını görüyoruz. Bu yüzden arayışı hiç kesilmiyor. Konuşmak istediğim konu da zaten bu: açlık!

İki kişi seven iki defa ölür, üç kişi seven üç defa, dört seven dört defa.. Peki öyle mi? En azından günümüzde öyle mi? Eskilere doğru gittiğimizde birbirini sevenler arasında sevgili kelimesi çok nadir kullanılırmış. Sevgili, yar, sevilen demek. Ölüm noktası, hayallerin başlangıcı, ayakların yerden kesilmesi. Bu denli güçlü bir kelimeyi, birbirine sarf etmekte zorlanırlarmış. Peki ya günümüzde?

Sokakta, okulda, işte, olur olmadık yerde görmekteyiz sevgilileri. El ele tutuşmalar, sarılmalar, öpüşmeler, bilmem neler. Çok masumca dimi! Bu yazıyı okurken belki bana geri kafalı diyebilirsiniz, hay hay ama bana göre el ele tutuşmak, sarılmak, öpüşmek, kişinin kendisine ihanettir. İleride ki eşine ihanettir. Çok masumca bir hareket gibi gösterilmeye çalışılan şu sevgililerin birlikte olmalı, istedikleri yapmaları bana göre değil arkadaş. Arada birileri çıkıp sevgililer el ele tutuşur diye fetva veriyor.

El ele tutuşmadan karşıdan sevemez misin, sarılmadan ona bakamaz mısın, öpüşmeden dursan ölür müsün, ilişkiye girmesen patlar mısın be insan. Ne var ki karşıdan sevsen. Bunu yapan var mıdır, elbette var. Gerçekten saf aşk ile seven kişiler var ve bunlar en iyi, en temiz, aşkı ve kişiyi hak ediyor.
islami aşk

Onu geçtim, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirmek de moda artık. Bir insanı hayatının bir parçası yapmak hiç kolay değildir. Onu hayatına almak, hayatının onunla yaşamak  ve paylaşmak hiç kolay değil ama g bazı insanlar her şeyi basite alıyor.. Aşk, bunlar yüzünden sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ediyor ve insanlar da onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler..!

Bu yazıyı yazmamda ki amaç, bir sitem.Bir haftadır bazı girdiğim münakaşalar beni olması gerekeni anlatmaya itiyor. Saf aşkı hisseden, karşısındakine bakmaktan korkan, karşısındakine karım yad eşim diyebilecek insanların var olduğunu ve bunlara da saygı göstermeniz gerektiği için yazdım. Diyeceksiniz ki haklısın ama yazı bitince ortada haklı kalmayacak ve gidip belki kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Hay hay, umurumda değil.

Velhasıl,

Erkekler.. Aldatmayın, karşıdan sevin, güzel bakın, güzel görün.

Kızlar.. Sevilin, muhabbet edin, tartışın, ama yaklaşmayın.

***

Yazımın başlığındaki aşk evi, tüm dünyayı simgelerken; casus, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştirenleri ve beden ile aşk yaşayanları simgeliyor işte.

***

Hem, ben hiç yalan söylemedim, söylemem diyenler; bir önceki sevgilinizi de her şeyden çok seviyordunuz?

Facebook'ta Paylaş

Tutunamayanlar İnceleme ve Yorumlar

Bir aralar Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda Olric adında bir karakter vardı, belki hatırlarsınız. O kadar çok paylaşıma ulaşmıştı ki, her 10 gönderi içinden birinde muhakkak Olric’in muhteşem sözünden biri paylaşılıyordu. Gerçi daha sonraları türetmeler çoğaldıysa da, Olric’in o tavrı ve sözleri hep aynı kalmıştı. Olric kimdir biliyor musun: iç ses. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı tadına doyulmaz romanının kahramanı turgutun yarattığı ve konuşup dertleştiği kişiliktir.

tutunamayanlar

Hayatım, hayatımın romanıdır.” diyen Tutunamayanlar‘ın karakteri ve Olric’in meşhur sahibi Selim, içine düştüğü boşluğu anlatıyor kitapta. Kitap o kadar kalındı ki, ilk başlarda okumak istememiştim ve bu süre kitabın ortalarında doğru devam etti. Ancak kitapta aslında bir kurgudan ziyade, devamlılık olmadığını ve bir bütün oluşumunun kitabın sonunda olduğunu gördüm. Yani, düşünün bir makinanın parçalarını ayrı ayrı özenle işliyorsunuz ve en son o  parçaları birleştirip ortaya bir makina çıkarıyorsunuz.

Kitap bir mizah kitabı diye düşünmüyor değilim. Çünkü Oğuz Atay‘ın ince espirilerine ve dokunuşlarına herkes cevap veremez. Bu yüzden kitabı öyle herkes sevemez galiba. Selim’in yazarlığı hakkında kaleme alınan bu kitap, Selim, Turgut Ağabey ve diğer birkaç karakter ile eşsiz bir hal almış. Okunması gereken kitap listesinde olması gereken bir kitap. Zira arkadaşımdan ödünç alarak okuduğum bu kitap malesef ki, kitaplığımda yok. En kısa sürede alıp, oraya koymak ve tekrardan okumak istiyorum.

Eğer tutunamayanlardan birisi değilseniz, bu kitabı bize bırakın.!

 

Kitap Yorumları

  • Kitapla ilgili söyleyecek o kadar çok şey var ki hiçbir şey yok :) mutlaka okunmalı.
  • Hep Bu Ergenler Olric Başlığı Altında Sözler Uydurup, Bir Şiir Kitabı İzlenimi Yarattılar Sosyal Paylaşım Sitelerinde. Diyeceğim O Ki Eğer Bir Tutunamayan Değilseniz Kesinlikle OKUMAYIN
  • Her okuyucuya hitap eden okunup biten bir kitap değildir. Tutunamayanlardansanız anlar ve içinde kaybolursunuz bir çırpıda
  • Turgut ile selim in konuşmalarında dalıp gidiyor insan, hüznün mizahla harmanlandığı ve insanı çok etkileyen bir kitap,
  • Sosyal paylaşım sitelerinde sürekli bölük bölük alıntılar gördüğümüz kitap.o yüzden okurken meraktan çatladım.cümleler anlatım,zeka anlayışı devrik cümleler tamam hepsi çok hoş da fazla uzatılmış bir yerden sonra sıktı beni.
Facebook'ta Paylaş

Turgut Uyar’ın Büyük Saat’i

“Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir”  şiiri, “Denge” olarak bilinen şairdir Turgut Uyar. Kurulması zor, bozulması da bir o kadar kolay olan denge adını, Sezen Aksu sayesinde almıştır ancak Turgut Uyar ile birleşmiştir artık. Zaten onunda istediği bu değil mi!

Şiirlerinde en mutsuz, en umutsuz ve en karamsar görünen şair derler ona. Ya şiirleri: mutlu, umutlu, sıcak. Hayatı boyunca kötü bir düşünceye yada yaşama sahip bir şairin elinden böyle güzel cümleler, dizeler çıkacağını nereden bilebilirsiniz ki? Her derim ben, düşüncelerde güzellik diye. O da “bütün mümkünlerin kıyısında” yaşıyor işte.

Büyük Saat şiir kitabını elinize aldığınızda ilk olarak dikkat çeken dizeler, arka sayfadaki bir şiirinden alınan şu güzelim parça olur:
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.

Turgut Uyar’ın tüm şiirlerini bu güzel kitap içinde bulabilirsiniz. İnsanın içini umutla dolduran, isyanını dile getiren, yaşam felsefesini önüne koyan bir kitap aslında. Başucu kitabı olmak zorunda olan bir kitap. Kutsal kitap derler ya, kesinlikle öyle. Yatmadan önce bir iki şiir mırıldanmak, okumak yeterlidir.  Ancak bazen öyle bir an gelir ki, sadece o kitaba zaman ayırmak istersin. Kahve, mum ışığı hikaye. Bitter çikolatanın bir karesini alıp dilinin altına koyacaksın ve o erirken şiirine tat katacaksın. En güzel yöntemi budur. Her şairin şiirlerini okurken, ona has yöntemi kullanmak gerekir :)

Turgut Uyar’ın kendini anlatma biçimine dikkat ederseniz, hep kendini zor durumlarda anlatır. Bu da bir insanın kendini şiirlerini okurken iyi hissetmesini sağlar. Düşünün mutsuz birinin içinde bahar çiçeklerinin açtığını. Tel cambazı şiirinden bir kesitte kendini nasıl tanımladığını görebilirsiniz mesela.

Bir cambaz kaç tel üzerinde oynar? mesela “ben kaçmaya çabalıyorum hoşnut muyum / siz kaçtığınız yerde hoşnut musunuz” diye sorup davetkâr bir ütopyayı reddederken hangi telin üzerindedir turgut uyar?
“Oysa kapılar var duvarlar var perdeler var / bir bıraksalar / sonra başka şeyleri özlemeye” derken savaşılması gereken kalabalıkların duvarlar olduğunu mu yoksa özlenemeyen şeyler olduğunu mu söyler bir cambaz?
Şehri dolduran kalabalık, hayatı rahatlatmak uğruna her şeyi kendine “göre”leştirmeye çalışırken, cambaz “ben tam kendime göreyim” diyerek aslında tek rahatlığın benlikte olduğunu mu anlatır?
Bir cambaz bir tel üstünde, turgut uyar tüm şiirlerin üstünde oynar.

Uzun zaman önce şiirlerinin seslendirilmiş halini ararken, çok güzel bir video gördüm. Bir diziden küçük bir alıntı. O da şöyle:

Bülent: Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum
Kadın: Anlamadım yavuz abi?
Bülent: Yok bir şey yavrucum. bize bu saatten sonra ancak Turgut Uyar diyorum…

Aynen öyle işte. Kendinize dönüp yanaklarınızdan öptüğünüz sürece, umut hep sizinle olacaktır :)

Büyük Saat Turgut Uyar

Facebook'ta Paylaş

Kitaptan Çıkan Kısa Hikayeler

Kitap seçimlerinde çok titiz davranan biriyimdir. Kendim bir kitabı seçmem, sadece arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine kitap alırım. Aksi takdirde aldığım kitap bitmezse, o kitabı bitirinceye kadar işkence çekerim: şimdi olduğu gibi!

İkinci seçim noktalarından biri ise; kitabın ikinci el halini bulmaktır. Sıfır kitap almak çok hoşuma gitmez. İkinci el kitap benim için çok farklı şeyler ifade edebilir. Yeni bir kitap ile ikinci el kitabın kokuları bile çok farklıdır ve inanın ikinci elin daha güzel!

İkinci el kitap

İkinci el kitaplar bir kişinin belli bir dönemde yaşadıkları hayatı size gösterebilirler. Mesela, içerisinden bir alışveriş fişi, altı çizili bir cümle yada sevgiliye duyulan özlemin yazıldığı kısa cümleler.. Geçenlerde kuzenim yanındaydım ve kendisinin kitaplarının arasından küçük bir yazı çıktı. Yazıyı okuduğumda, gerçekten etkilenmiştir. Hemen internette araştırdım ancak bu küçük yazıyı hiçbir yerde bulamadım. Sanırım o kitabın sahibi yazdı bunu. O anki ruh halini anlamamak da elde değil.

İşte bu yüzden hep böyle ikinci el kitapları tercih etmişimdir. Daha eski, daha canlı ve daha güzel kokan.. Hikayeye gelince Adem ile Havva’dan bahsetmekte:

Herhangi bir kadını, herhangi bir insana ikinci kez aynı eli uzatabilir. Ve herhangi bir insanı, her iki halde de aynı tutulmayı yaşayabilir. Ola ki, başından önce, yüreğini kaldırdıysa bir kadın; sen elleriyle algıladıklarına dikkat et. Bu yüzden dokunmak cennettendir. Çünkü HAVVA’ nın yeryüzünü günaha boğan elleri ADEM’ in yüreğini avuçlamıştır.

Adem ile Havva hikayesi

Bilinir ki Adem a.s, ilk yaratılan insandır. Cennette tek başına 500 sene boyunca yaşamış ve bu süre içerisinde ALLAH tarafından dilediği nimet ve güzellik önüne serilmiştir. Ancak ona yalnızlık artık çekilmez bir durum haline gelince, ALLAH bir gece Adem’i sağ tarafının üzerine yatırıp, sol kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmıştır.

Havva, Adem’in başından yaratılmamıştır; Adem’den üstün olmasın diye. Ayaklarından yaratılmamıştır, Adem tarafından ezilmesin diye. Havva, Adem’in kalbine yakın bir yerden kaburgalarından yaratılmıştır ki; sevilsin, kalbinde taht kursun diye.

Ne için anlattım bu hikayeyi derseniz; kadınların kadın olarak kabul görmesi lazım. Onlara güzel bir evlenme teklifi yapılmalı, güzel bir hayat vaad etmeli yada kötü sözsüz bir cümle kurmalıyız. Taa ki, bizden üstün olduklarını söyleyene kadar :D

Bu güzel yazıya ilham olan kuzenim Lütfiye‘ye sevgilerle ..

Facebook'ta Paylaş

İlerlemek için:

12

mehmetcabar.com, insana güzelliği ve mutluluğun sadece kendinde olduğunu aşılamak üzere kurulmuş bir web sitesidir.
Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum felsefesini amaç edinerek, bir yok oluş uğrana ayakta durmaktadır.

Mehmet CABAR
Webmaster Follow on Bloglovin
36 Sorgu Yapıldı.0,327 Saniyede Oluşturuldu.